İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili davanın diğer sanıklarına karşı yürütülen ceza yargılamasındaki gelişmelerden endişe duyuyorum. Söz konusu yargılama süreci, silahların eşitliği ilkesi dahil olmak üzere adil yargılanma hakkı ve yargı bağımsızlığı konusunda ciddi sorunları gündeme getirmektedir.
Dava, Sayın İmamoğlu dahil, 53’ü tutuklu bulunan 400’ün üzerinde sanığı kapsamaktadır. Yaklaşık 4.000 sayfa uzunluğundaki iddianamede, İmamoğlu’na 142 ayrı suç isnadı yöneltilmekte, kendisinin bir suç örgütünün kurucusu ve lideri olduğu iddia edilmekte ve savcılık makamı tarafından 828 yıldan 2.352 yıla kadar hapis cezaları talep edilmektedir. Buna ek olarak, Sayın İmamoğlu, Türk Ceza Kanunu’nun 328. maddesi kapsamında siyasi casusluk suçlamalarıyla ilgili bir dava ile üniversite diplomasının iptaliyle ilgili işlemler de dahil olmak üzere, çok sayıda ceza davası ve idari davayla karşı karşıyadır.
Bu yargılamalar sırasında ciddi kısıtlamalar uygulandığına dair raporlar bulunmaktadır. Soruşturma dosyası da dahil olmak üzere dosyadaki önemli belgelere ve delillere erişim kısıtlanmış; bu durum savunma tarafının, tutukluluğa etkili şekilde itiraz etme ve dosyaya hazırlanma imkanını güçleştirmiştir. Sanıklar ve gözlemcilerin yargılamalara katılmaları birçok kez engellenmiş, bazı tanık beyanlarının ise baskı altında alındığı iddiasının ardından geri çekildiği bildirilmiştir. Ayrıca, Sayın İmamoğlu’nun yargılama sırasında yaptığı açıklamalar nedeniyle, kamu görevlilerine hakaret ve tehdit suçlamalarıyla hakkında ayrı soruşturmalar başlatılmıştır.
6 Temmuz’da, üç ayrı davada (İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası, siyasi casusluk davası ve diploma ile ilgili ceza davası) duruşmalar eşzamanlı olarak yapılmış; bu durum Sayın İmamoğlu ve avukatlarını birden fazla yargılamayı paralel biçimde takip etmek zorunda bırakmıştır. Davanın olağanüstü kapsamına ve bazı sanıkların savunmalarını tam olarak sunamamış olmasına ragmen, ilk duruşma 8 Temmuz’da sona ermiş; Sayın İmamoğlu’nun ise savunmasını sunmasına hiç izin verilmemiştir. Ayrıca raporlar, duruşmanın önemli kısımlarında Sayın İmamoğlu’nun birkaç kez duruşma salonunda hazır bulunmasının engellendiğini, aleyhindeki delilleri ve diğer sanıkların ifadelerini takip etme imkanın sınırlandırdığını göstermektedir.
Yargılamanın gözaltı aşamasında kötü muameleye ilişkin iddialar, özellikle de aşağılayıcı muamele ve tehditlere dair raporlar beni ayrıca endişelendirmektedir. Bu iddialar, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine olarak derhal, etkili, bağımsız ve tarafsız bir şekilde soruşturulmalıdır.
Türk makamları, Sayın İmamoğlu ve diğer sanıklar aleyhindeki tüm süreçlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3, 5 ve 6. maddelerine uygun olarak gerçekleşmesi sağlamalıdır. Bu kapsamda, kötü muamele yasağına karşı koruma güvence altına alınmalı; tutukluluğun yalnızca istisnai bir tedbir olarak uygulanması temin edilmeli; tüm sanıklara, yargılama süreci devam ederken savunmalarını sunmaları ve tam olarak dinlenilmeleri için gerçek ve etkili bir imkan tanınması da dahil olmak üzere, adil yargılanma haklarına riayet edilmeli; ve ceza yargılaması sürecinin tamamında masumiyet karinesi gözetilmelidir.
