Retour

Türkiye’de ifade özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi için acil tedbirler gerekiyor

Ziyaret Memorandumu
Strazburg 15/02/2017
  • Diminuer la taille du texte
  • Augmenter la taille du texte
  • Imprimer la page
  • Imprimer en PDF
Türkiye’de ifade özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi için acil tedbirler gerekiyor

Bugün Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muižnieks, Nisan ve Eylül 2016’da ülkeye yaptığı iki ziyaretin verilerine dayanan Türkiye’de medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğü hakkındaki memorandumunu yayımlarken şunları kaydetti: “Gazeteciler, milletvekilleri, akademisyenler ve sıradan vatandaşların da dahil olduğu toplumun geniş bir kesimine yönelik artan yargı tacizi, ve hükümetin çoğulculuğu azaltan ve oto sansürü artıran eylemleri sebebiyle Türkiye’de demokratik tartışma alanı endişe verici bir biçimde daralmıştır. Her ne kadar bu kötüye gidiş çok zor koşullar altında gerçekleşmiş olsa da, ne darbe girişimi, ne de Türkiye’nin karşı karşıya olduğu diğer terör tehditleri basın özgürlüğünü ve hukukun üstünlüğünü bu denli yok sayan tedbirlerin gerekçesi olabilir. Yetkililer, ceza mevzuatını ve uygulamasını gözden geçirmek, yargı bağımsızlığını yeniden teyit etmek ve ifade özgürlüğünü koruma yönünde yeniden kararlı bir tavır göstermek suretiyle acilen bu gidişatı değiştirmelidir”.

Komiser, Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili olarak Avrupa Konseyi ile iş birliği içinde büyük çabalarla sağladığı somut ilerlemenin son yıllarda duraklayıp tersine döndüğünü ve bunun Komiser’in daha Nisan 2016 ziyareti sırasında zaten alarm vermekte olan bir duruma yol açmış olduğunu görmekten üzüntü duyduğunu söyledi. “Bilhassa, terör propagandası ve terör örgütüne destek kavramlarının, şiddete teşvik etmediği ortada olan beyanları ve kişileri kapsayacak şekilde aşırı derecede geniş uygulanması, bir yandan da hakaret davalarına çok fazla başvurulması, Türkiye’yi çok tehlikeli bir yola sokmuştur. Meşru görüş ayrılığı ve hükümet politikalarının eleştirilmesi hedef gösterilmekte ve baskı altına alınmakta, böylece kamuoyu önündeki demokratik tartışmanın kapsamı daraltılmakta ve toplum kutuplaştırılmaktadır.” Bu durum, Türk yürütmesine hiçbir ispat yükümlülüğü ve yargı kararı bulunmadan, ‘terör örgütüyle irtibat veya iltisak’ gibi muğlak kriterlere dayanarak medya ve STK’ları kapatmak da dahil olmak üzere çok genel kapsamlı tedbirler uygulamakta neredeyse sınırsız takdir yetkisi veren ve hala sürmekte olan olağanüstü hal süresince ciddi biçimde daha da kötüleşmiştir.

Özellikle medyada çoğulculuk ve bağımsızlık; devlet kaynaklarının hükümet yanlısı medyanın kayırılması için kullanılması, yaygın internet sansürü, bazı medya organları ve gazetecilerin keyfi şekilde dışlanması, yetkililere karşı eleştirel medya organlarına el konulması ve bu organların kapatılması, medya çalışanlarına yönelik şiddet ve misillemeler ve 150’yi aşkın gazetecinin tutuklanması gibi gelişmeler sebebiyle büyük zayiata uğramıştır.

Komiser, ayrıca, bu kötüye gidişin Türk yargısının bağımsızlığı ve tarafsızlığında yaşanan erozyon ile bir arada gerçekleştiğini vurguladı. “Bu sorun yargının tamamını etkilese de, özellikle sulh ceza hakimlerinin oynadığı rol çok kaygı vericidir, zira bu hakimlikler muhalefeti ve meşru eleştiriyi engellemek üzere yargı tacizinin bir aracı haline dönüşmüşlerdir ve yol açmış oldukları ifade özgürlüğü kısıtlamaları, bu hakkın en belirgin ihlalleri arasındadır.”

Komiser, mümkün olan en kuvvetli şekilde, Türk siyasi liderleri bu gidişatı değiştirmeye ve demokratik bir toplumda beklenen sorumluluğu ve hoşgörüyü göstermeye çağırdı. Yetkililer, interneti ilgilendirenler de dahil olmak üzere ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran ve uzun süreden beri devam eden sistemik sorunlarla baş etmek için gerekli olan siyasi iradeyi yeniden oluşturmak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazıları on yıllar öncesine uzanan birçok kararını artık icra etmek zorundadırlar.

“İlk adım mevcut olağanüstü hali kaldırmak ve sebep olduğu çok sayıda kabul edilemez ifade özgürlüğü, bilhassa medya özgürlüğü ve akademik özgürlük ihlallerinden geri dönmektir. Ayrıca, Türk yetkililer, hukuku ve uygulamasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla uyumlu hale getirmek için Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Kanunu’nu baştan aşağı gözden geçirmelidirler. Bu sorunların ötesinde, hakim ve savcıların kanunları Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğünü sürekli aşındıran bir şekilde yorumlaması ve uygulamasına yol açan hukuk kültürünü değiştirmek hayati önem taşımaktadır.”